top of page
Ara
  • Yazarın fotoğrafıSofa Psikoloji

Encanto – Aşırı Fedakar Aile Madrigal’lerin Deneyimlerine Bir Bakış

Encanto (2021), Disney’in son animasyon filmlerinden; üyelerine olağanüstü yetenekler bahşedilmiş geniş bir aileyi anlatıyor. Yazıda bu keyifli filmi inceleyeceğim ancak içerikte detaylara yani spoiler’lara yer olacak; henüz izlememiş olanların bilgisine.


Madrigal ailesi hep birlikte, aynı çatı altında yaşıyorlar. Encanto yaşadıkları bölgenin adı; evlerinin ismi de Casita. Evin ninesi Alma’ya (kendisine Abuela da deniyor), gençliğinde yaşadığı travmatik olay sonrası bir mucize verilmiş. Yaşadıkları yer işgalciler tarafından basıldığında Alma eşini kaybediyor ve üçüz bebekleriyle bir başına kalıyor. Kendisi bu kaybın dehşetini yaşarken henüz, yaşadıkları kasaba bir anda form değiştirip sihirli bir görünüme bürünüyor; çok güzel ve korunaklı bir hale geçiyor. Alma’nın önünde beliren mum ile somutlaşan mucize, kendi neslinden doğmuş ve doğacak her çocuğun birer özel yetenek sahibi olacağına işaret ediyor.


Günümüze döndüğümüzde bu mucizenin nasıl yaşandığını görüyoruz. Alma’nın üç çocuğundan biri bir şifacı: Julieta, pişirdiği yiyeceklerle kasabadakilerin hastalıklarını, yaralarını anında iyileştiriyor. Diğeri, oğlu Bruno, bir kahin. Ancak kasabadakiler ve ailesi tarafından sadece olumsuz haber vermekle itham edildiğinden ötürü bu yeteneğini kullanmayı bırakmış ve bir küskünlükle evden ayrılmış. Daha doğrusu sonradan anladığımız üzere evden ayrılmamış da, duvar boşluklarında da olsa ailesiyle yaşamayı sürdürmüş aslında. Teyze Pepa da Alma’nın diğer kızı. Hava durumunu kontrol edebildiği söylense de kendisi pek kontrol sahibi görünmüyor. Ancak onun duygu durumuna göre güneş açıyor, yağmur yağıyor veya fırtına çıkabiliyor. Kaygılı bir anında tepesinde bir küçük kara yağmur bulutuyla görebiliyoruz onu.


Julieta ve Pepa’nın üçer çocukları var ve bu ailede Mirabel haricinde şimdiye dek yaşı gelmiş herkesin çeşitli yetenekleri olmuş. Mirabel’in kardeşi Luisa kasabada kimsenin taşıyamayacağı ağır yükleri rahatlıkla taşıyabiliyor. Evleri, kayaları, nehirleri yerinden oynatıp piyano gibi ağır eşyaları taşıyabiliyor. Kasaba ve ailedekilerin bu türden ihtiyaçlar için hep Luisa’ya seslendiklerini ve onun da işi hızlıca hallediverdiğini görüyoruz. Mirabel’in diğer kardeşi Isabela’nın yeteneği ise mükemmellik. Kendisi oldukça zarif ve alımlı bir genç kadın. Bir de etrafında dilediği anda bolca çiçekler yeşerttiğini görüyoruz.

Tüm bunları filmin ta en başında, yeteneğini öğrenmek isteyen çocuklara Mirabel’in söylediği şarkıyla öğreniyoruz. Çocuklar herkesin yeteneğini öğrendikten sonra ısrarla Mirabel’inkini sormaya devam ettiklerinde anlıyoruz ki onun bu konuda büyük bir kırgınlığı var ve bununla üstünü örterek başa çıkmaya çalışıyor. “Kendisinin de Madrigal ailesinin bir parçası olarak tüm diğer üyeler kadar özel” olduğunu söylerken, buna kendisini ikna etme çabasında görünüyor daha çok…


Devamında anlıyoruz ki henüz yetenek verilmemiş son çocuk Antonio için geleneksel bir tören düzenlenmekte ve tüm aile bunun hazırlığında. Luisa birtakım şeyleri taşıyor, Isabela etrafı süsleyip güzelleştiriyor. Mirabel de herkes kadar katkı sunmaya, birtakım şeyleri taşıyıp yerleştirmeye çalışıyor ancak amacı işlere bir katkı sunmakmış gibi görünse de daha çok kendisinin de ailenin bir parçası olduğunu ispat etmek için uğraşıyormuş gibi görebiliyoruz onu.

Bu arada bundan önceki son törenin Mirabel’inki olduğunu anlıyoruz. Mirabel’in töreninde ilk kez kendisi bir yetenek almıyor ve yeteneği olan herkes gibi tören itibariyle onun da kapısının altın sarısına dönüşüp parlaması beklenirken tam tersine, kapısı silinip bir duvara dönüşüyor. Yeteneklere oldukça önem veren Nine Alma için törendeki o an tam bir hayal kırıklığı demek oluyor. Törendeki diğer herkes de büyük şaşkınlık yaşıyor elbette. Belli ki Mirabel de o günden beri kendisini herkesten aşağı hissediyor. Tüm bu parçaları gözeterek düşündüğümüzde Antonio’nun yetenek töreninin Mirabel için bir travma tetikleyicisi olacağını öngörebiliyoruz.


Abuela da dedikleri Nine Alma ise bu ailede travmayı ilk deneyimleyen ve nesiller arası travma aktarımının da başlangıcında duran kişi oluyor. Abuela hataya ve eksiğe hiç alan bırakmıyor, ailedeki herkesin kasaba için çalışmasını ve kasaba insanlarını mutlu etmesini önemsiyor. Yetenekler de elbette bu açıdan oldukça önemli hale geliyor onun için; ve dolayısıyla onun yönettiği ailedeki diğer herkes için de. Bu yeteneklerin aileyi onurlandırdığını da vurguluyor tabi. Yeteneği olmadığı için evdeki herkesin hatasız ve eksiksizliğinden muaf olan ama kendi becerileri izin verdiğince aileye destek olmaya çalışan Mirabel’e ise oldukça kırıcı bir yaklaşımı oluyor ve özetle ona tören hazırlığı süresince kenarda durmasını söylüyor. Mirabel’in bu sözlerden ne kadar yaralandığını görebiliyoruz ama Abuela kusursuzluk beklentisine o kadar sıkı sıkıya sarılmış ki bunu maalesef göremiyor.


Bu nokta itibariyle bahsettiğimiz karakterlere ve Madrigal ailesinin bu fedakar yapılanmasına daha yakından bakalım:


Abuela genç ve yeni evliyken, üç bebek sahibi olmuşken bir işgal sonrası eşini kaybetti. Henüz birçok hayali varken yaşadığı bu sarsıcı olay eşini de katarak kurduğu gelecek tahayyülünde keskin bir değişiklik yapmasını gerektirdi. Yaşadığı yeri, düzenini ve sevdiği adamı kaybetmiş bu genç kadın artık yeni bir kayıp yaşamayı daha göze alamazdı. Dolayısıyla bu olay anında meydana gelen mucizeye sıkı sıkıya tutunacak, gelen yetenekleri olabilecek en verimli şekilde o kasaba için kullanacaktı ki yeni bir sarsıntı daha yaşanmasın. İnsanın fiziksel ve psikolojik gücünün karşı koymak için her halükârda yetersiz kalacağı bu travmatik yaşantı, onu olduğundan daha da kırılgan hissettiriyordu artık. Bu kırılganlığı kapatmak için artık aşırı miktarda çabalayacaktı ve ailesindeki diğerlerinin de kırılgan hissetmesine izin vermeyecek, onların da çok çabalamasını sağlayacaktı ve kasabada her şey mütemadiyen yolunda gidecekti. Bu tüm güçlülük yanılsaması, altta yatan aşırı kırılganlık inancını örtmek için gelişmiş bir başa çıkma yoluydu ancak sonsuza dek sürmesi imkansızdı.

Abuela kasabadaki insanların iyilik halini bu derece önemserken onun bu değerleriyle yetişen çocuklar ve torunlarını da çoğunlukla fedakâr kişiler olarak görüyoruz. Kendi ihtiyaçlarındansa diğerlerinin ihtiyaçlarını öncelediklerine dair çokça örnek gösterilmiş: Mirabel’e kendisini açtığı müzikal sahnede Luisa hiç yorulmaya, güçsüz hissetmeye hakkı olmamasından, dinlenme ve keyif almak için fırsatı olmamasından yakınıyor. Ve sürekli üstlendiği sorumlulukların onun için hep artan baskılar demek olduğunu anlatıyor. Ayrıca merakını da duyuyoruz: görünürde çok güçlü ama acaba yüzeyin altında kim var, nasıl bir Luisa var? Luisa ona biçilen yardımseverlik ve fedakârlık rolünü bir kıyafet gibi giyinmiş ancak bu rol, bu kıyafet onun üzerine o kadar yapışmış ki onun ardında kendisinin nasıl biri olduğunu keşfetme şansı olamamış.


Yine Isabela da Mirabel’e benzer bir müzikal sahnede açıyor kendisini. Bu derece mükemmelliğin içinde sıkışıp kaldığını, özgür hissetmediğini anlıyoruz. Hatta düşünürsek, Madrigal ailesinde herkes bu verili yetenekleri içinde sıkışıp kalmış halde ve onun ötesindeki kendilerini tanımıyorlar. Isabela’nın da yeteneklerin sonraki nesillere aktarılması için evlenip çocuk yapması bekleniyor ancak bu kişi ile evlenmeyi aslında istemediğini ilk kez itiraf ediyor orada. Ve bu itirafla, ilk mükemmel olmayan, dikenli, asimetrik ve öncekiler kadar estetik görünmeyen çiçeği kaktüs yerden bitiveriyor. Yine Luisa gibi Isabela da daimî gülümsemesinin arkasında nasıl biri olduğunu merak ettiğini belirtiyordu Mirabel’e içini dökerken. İtirafı ve sonrasında gelen kaktüs bu merakına ufak bir nebze yanıt oldu gibi görünüyor. Bu kaktüsü de beğeniyle karşıladığını ve ardından eskisine göre çok daha çeşitli çiçek ve bitkiler yeşerttiğini, kendi görünümünün de mükemmellikten uzaklaştığını söyleyebilirim. Bir yüzleşme ve kendini keşif sahnesi izliyoruz ancak sonrasında Abuela’nın ortaya çıkıp da verdiği o sert reddedici yaklaşıma karşı tepkisiz kalmasıyla tekrar anlıyoruz ki şimdiye dek bu kalıptan çıkıp kendi ihtiyaç ve isteklerine bakamaması bir miktar ninesinin kendisini onaylamayacağı korkusuyla ilişkili imiş.


Teyze Pepa’dan söz etmiştik. Duyguları kabul görmeyen bir diğer kişi de o. Ne zaman kaygılansa ya da telaşlansa, hemen oluşan o yağmur bulutlarının bertaraf edilmesi bekleniyor. Kasabanın iyiliği için etraf hep günlük güneşlik olmalı. Pepa’nın duygularını özgürce yaşamasına izin verilmediğini söyleyebiliyoruz.


Bahsettiğimiz karakterlerde farklı farklı yetenekler söz konusu olsa da ortak yanları hep kendi ihtiyaçlarından uzak olup bu yetenekleri kasaba için fedakarca kullanıyor olmaları.


Bruno’ya gelirsek, o belki de yeteneklerini nasıl kullanacağı konusunda diğerlerinden ayrışmıştı. Ufak bir parantez açalım; herkesin içinde Antonio henüz yeteneğini çok yeni elde etmiş bir çocuk olarak, Abuela’dan şunu duymuştu: senin de yeteneğini kasaba için en iyi nasıl kullanacağını düşüneceğim. Buradan anlıyoruz ki yetenekler geçmişte muhtemelen hep, kasaba yararına en verimli şekilde nasıl kullanılacakları filtresinden geçirilmiş. Bruno ise bu konuda dik başlılık yapmış olabilir gibi duruyor. Yeteneği olan herkes, Luisa gibi, başkalarının sorumluluğunu üstlenirken, Bruno bunun tam tersine kehanetleri aracılığıyla insanlara sorumluluklarını hatırlatıyordu belki de. Balığı ölen kişiye, kilo alıp da göbeği çıkmış kişiye bunların olacağını söylemişti ancak bu kişilerin bu olanlar üzerinde etkileri söz konusuydu. İnsanlar bu kehanetler sonrası başlarına gelen şeylerdeki paylarını düşünmediler de, yaşadıkları olumsuzlukların müsebbibi olarak Bruno’yu gördüler ve onu günah keçisi yaptılar. Derken Bruno aileden ve kasabadan dışlandı, adı dahi anılmamaya başlandı.

Luisa ve Isabela’nın mutsuzluk itiraflarıyla eş zamanlı olarak Mirabel görüyor ki herkesin içinde yaşadığı ev Casita’nın duvarları çatlamaya başlamış. Bunu sembolik olarak şöyle okuyabiliriz: bu düzenin hep sürmesi imkansız ve zaten kardeşleri artık bu baskıyı taşıyamaz hale gelmiş durumdalar. Dolayısıyla onları taşıyan bu düzen çatırdamaya başlamış. Ancak bunu kardeşleri kendi kendilerine bile zor itiraf ederlerken, Mirabel haricinde kimse yeteneklerin bu kadar fedakarca kullanılmasındaki zorlayıcılığı görmezken; Casita’nın duvarlarındaki çatlakları da yine sadece Mirabel’in görmesi anlamlı.


Bunların öncesinde Mirabel Antonio’nun töreninde, kendi törenindeki o travmasını bir anlamda yeniden yaşıyor. Ve oradaki müzikal sahnede ilk olarak o, kendi kırgınlığını, acısını fark ediyor. Önce kendi acısını fark edip, sonra da etrafındakilerin, ilk olarak kardeşlerinin de acısını görmeye başlıyor. Derken evde, bu düzende işlerin yolunda gitmediğinin de farkına varıyor diyebiliriz ve bu nokta itibariyle de değişiklik için adım atıyor. Bunu Mirabel’in travma sonrası iyileşmesi olarak da yorumlayabiliyoruz.


Kendi farkındalığı sonrası kardeşlerine de yanlış giden şeyleri fark ettirmesi ve ardından Bruno ile de temas kurması işleri çözüme ulaştıracak; ancak bunun öncesinde onca baskıya daha fazla dayanamayan ev Casita çöküşe uğruyor.


Bu çöküşün ardından bir ikinci kişi daha travması ile yüzleşiyor: Abuela. Nehrin kenarına, sevdiği eşini kaybedip tek başına kaldığı o noktaya gitmiş oluyor kaybolan Mirabel’i ararken. Mirabel ilk kez gerçek anlamda Nine Alma’nın aldığı o derin yarayı görüyor. Yaşadıklarını anlatırken yeniden deneyimleyen Abuela ise bir farkındalığa varıyor: yeniden kaybetmekten ve yeniden kırılmaktan o derece korktu ki mucizeye fazlaca sıkı tutundu. Ancak amacını, sevdiklerinin iyilik halini gözetmeyi atlayıp, sevdiklerini kullanarak kasabayı korumaya o kadar çok odaklandı ki, sonunda tam da korktuğu şey yine başlarına geldi ve bunca baskıya dayanamayan ev yıkılmış oldu. Daha anlaşılır olması için burada ev Casita’yı sembolik olarak içinde yaşadıkları düzen olarak görebileceğimizi hatırlatayım. Nitekim kendini gerçekleyen kehanet olarak adlandırılmış fenomen tam olarak da bu oluyor aslında: kötü bir şey yaşamamak için o kadar fazla çaba sarf etmek ki, o şeyin bu kez de bu aşırı çabadan kaynaklı olarak kişinin başına gelmesi.

Ancak buna rağmen gayet olumlu bir dönüşüm yaşanıyor. Kendiyle ve acısıyla yüzleşen Alma da bu farkındalığın üzerine önce Mirabel’den çok samimi bir özür diliyor, ardından da değişim için sorumluluk alıyor ve artık eski işleyişi devam ettirmiyor.


Tüm bunların üzerine evi yeniden ancak bu kez tüm kasaba halkının da desteğiyle, iş birliği içinde inşa ettiklerini görüyoruz. Kimsenin üzerinde bir takım fedakârlık baskıları olmadan, herkesin kendisini olduğu haliyle kabul edebildiği ve ihtiyaçlarını gözetebildiği bir dayanışma ortamı görüyoruz bu yeniden yaratım sürecinde. Luisa hem öyle eskisi gibi çok da ağır olmayan işler üstlenerek sürece eşit bir katkıda bulunuyor; hem de önceki zamanların tersine onu ihtiyaçlarını gözetirken, örneğin hamakta dinlenirken ve içkisini yudumlayıp keyif yaparken görüyoruz. Isabela eskisi gibi mükemmel olmayan birtakım çiçekler ekiyor, Bruno herkes tarafından özlemle karşılandı ve kabul görüyor. Pepa teyze belli ki tüm duygularını yaşamak için alan bulabilmiş; tepesindeki kara bulutlar bu defa kimse tarafından istenmeyerek karşılanmıyor. Mirabel de ailenin herkes kadar bir parçası olduğunu hissediyor.


Buraya dek okuduysanız Encanto’yu muhtemelen izlemiş olduğunuzu tahmin etsem de; bu iç ısıtan, insana ihtiyaçlarını gözetmenin önemini gösteren, sorumluluk almanın dönüştürücülüğünü böyle tatlı bir yerden anlatan bu filmi, henüz izlememiş olan herkese öneriyorum.

1 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page